|
İstanbul'un dördüncü tepesi: Zeyrek
Haliç'ten İstanbul Boğazı'na doğru akan tatlı kızıllık az sonra batacak güneşin son habercisi. İstanbul'un dördüncü tepesi üzerinden izlenen bu eşsiz panoramik manzaranın evsahibi, kentin zengin geçmişinin varislerinden Zeyrek semti. Tarihi yarımadanın önemli dini merkezlerinden bazılarını içine alan semt dik yokuşları, hamamları, türbeleri, camileri, medreseleri, cumbalı evleri ve ünlü evliyalarıyla da akıllara kazınmış.
Hacı Bayram Velî'nin talebesi Molla Zeyrek
Semtin ismi, Fatih Sultan Mehmet tarafından burada kurulan medresenin başmüderrisi Molla Zeyrek'ten gelir. İstanbul'u fethettikten sonra Fatih Sultan Mehmet, Pantokrator Kilisesi'ni medreseye dönüştürerek Molla Mehmet Zeyrek Efendi'nin yönetimine vermişti. Medrese'nin İstanbul Üniversitesi'nin başlangıç tarihini oluşturduğu düşünülür. Molla Mehmed'e, Farsça'da “anlayışlı, uyanık, zeki” anlamlarına gelen Zeyrek lakabını çocukluğunda hocası olan Hacı Bayram Velî tarafından verildiği söylenir. Daha evvelinde Bursa'da Sultan II. Murat Medresesinde müderrislik yapan Molla Zeyrek'in buraya atanmasıyla bütün bir semt onun adıyla, “Zeyrek” olarak, anılmıştır.
Zeyrek'te sıra evler
Bu semtin özlelliği geleneksel mimarisini kısmen de olsa günümüze kadar korumuş olmasından gelir. Çoğunlukla ahşap binalardan oluşan mimari yapı kuzey yönünde Çırçır semtini de kapsayarak Haliç'e kadar uzanır. Zeyrek'te bulunan ahşap binaların çoğunluğu 1800-1840 yılları arasında inşa edilmiş sıra evlerdir. Yaşam mekanları cadde tarafına bakan, arka taraflarında küçük bahçelere sahip bu ahşap evlerin bir diğer ortak özelliği de hepsinin farklı yükseklik ve genişlikte cumbalara sahip olmalarıdır. .
Zeyrek yokuşları
“Serçeden başka kuş, Zeyrek'ten başka yokuş bilmez” şekilnde söylenen bir deyime de konu olan, sokak dokusu ve yokuşlarıyla meşhur olan Zeyrek yer yer 16 metreye kadar ulaşan kot farklarının doğurduğu zorunluluk nedeniyle kıvrımlı, dik, yer yer merdivenli sokak dokusu, günümüzde İstanbul içindeki mevcut geleneksel sokak dokularının en iyi durumda olanıdır. En ünlüsü Fil yokuşu’dur. 1402 yılında Yıldırım Bayezid ’ in Timurlenk ’ e Ankara Savaşı ’ nda yenilmesindeki en önemli etkenlerden biri olan filler, bu tarihten sonra orduda görev almak üzere İstanbul ’ a getirilmiştir. Filler için Atatürk Bulvarı ’ nda 3. ve 4. İMÇ bloklarının karşı sırasındaki eski bir sarnıcın oyukları “ Fil Ahırları ” olarak düzenlenmiştir. Her bir hücreye 1-2 fil yerleştirilmiş ve burada bakılmışlardır. Günümüzde de, halen üzerleri yarım daire formunda ve ortalama 8-10 metre yüksekliğinde, 1-2 metre derinliğindeki bu hücrelerin, yıkıldıktan sonra kalan bölümleri görülmektedir. Fillerin olduğu tarihlerde, buraların derinliklerinin ortalama 5-6 metre kadar olduğu tahmin edilmektedir. Bizans sarnıcının üzerinden kıvrılarak caddede sonlanan İstanbul ’ un en dik yokuşlarından biridir.
|



 |
|